MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, feshedilme kararı alan PKK lideri Abdullah Öcalan için İmralı Adası'nda bir ev inşa edildiğini bildirdi. Ancak Öcalan'ın henüz bu eve geçmeyi reddettiğini belirten Bahçeli, nedenini "Çünkü statü istiyor" diye açıkladı. Öcalan'ın çerçeve yasadan sonra ilk toplantısı yapılan Takip ve Değerlendirme Kurulu'nda, alt kurulu olacak Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu'nun hayata geçmesini beklediğini söyleyen Bahçeli, "Kurullar oluşturulup çalışmaya başladıktan ve kendisi de o kurullarda görev yapmaya başladıktan sonra o eve geçmek istiyor" dedi.
Bahçeli'yle görüşmesini aktaran gazeteci Nagehan Alçı ise, "Sayın Bahçeli'nin bahsettiği ev, önünde bir bahçe alanı olan, cezaevinin içindeki bir yapıda. Etrafı duvarlarla çevrili bir alanın içinde bir bahçe var ve bahçenin de etrafı öğrendiğim kadarıyla duvarlarla kaplı. Bahçenin bir kısmı toprak, bir kısmı beton. Toprak kısım ekim dikim yapmak isterse diye, beton kısım da belki spor yapmak isterse diye düşünülmüş anladığım kadarıyla. İçeride iki katlı bir yapı var: Alt kat çalışma alanı, çalışma odası, ofis gibi; üst kat ise yaşam alanı gibi tasarlanmış" bilgisi verdi.
Bahçeli: Öcalan henüz bu eve girmeyi reddediyor, çünkü statü istiyor
Ankara'da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşen gazeteci Nagehan Alçı, Bahçeli'nin süreçle ilgili açıklamalarını aktardı. MHP lideriyle partisinin Genel Merkezi'nde yaptığı görüşmeyi kendi YouTube kanalında anlatan Alçı, "Bahçeli, Abdullah Öcalan'a İmralı Adası'nda bir ev inşa edildiğini söyledi. Önünde bahçesi olan, insani yaşam koşulları sunan, ev konforuna sahip bir yer. Evin içinde normal hayatın akışına uygun şekilde yaşayabileceğini söyledi. Ancak Öcalan'ın henüz bu eve geçmeyi reddettiğini belirtti. 'Neden?' diye sordum. 'Çünkü statü istiyor' dedi" açıklaması yaptı.
Alçı'nın, Bahçeli'nin süreçle ve Öcalan'la ilgili açıklamalarını aktardığı bölümün tamamı şöyle:
"Gazetecilik açısından, on the record (kayıt altı) olarak Sayın Devlet Bahçeli ile görüşme imkânım oldu. Açıkçası benim tahminimden daha uzun bir görüşmeydi. Sağ olsun geniş bir vakit ayırdı ve hakikaten geniş bir yelpazede değerlendirmelerde bulundu. Ben Sayın Bahçeli'yi, ‘Terörsüz Türkiye’ olarak başlayan bu barış sürecinde nerede durduğu ve nereden geldiğiyle ilgili çok net gördüm. Öncelikle kamuoyu açısından çok çarpıcı bir bilgiyi, bir haberi burada sizinle paylaşmak istiyorum. Ondan sonra birtakım gözlemlerimi de aktaracağım.
Sayın Bahçeli'yle bu süreç ve Abdullah Öcalan’ın durumuyla ilgili konuşurken, İmralı Adası'nda Abdullah Öcalan'a bir ev inşa edildiğine dair birtakım iddialar ortaya atılıyordu. Bizim kulağımıza da gelen şeyler vardı ama henüz teyitli bir bilgi yoktu. Ben Devlet Bey'e bunu sorduğumda bana çok net bir yanıt verdi. Dedi ki: ‘Abdullah Öcalan'a İmralı Adası'nda bir ev inşa edildi. Bu ev, önünde bahçesi olan, insani yaşam koşulları sunan bir yapı. Benim bilgim bu yönde. O evin içinde, yani normal hayatın akışına uygun bir şekilde yaşayabilir. Bir ev konforuna sahip bir yer inşa edildi. Fakat kendisi henüz bu eve girmeyi reddediyor.’
"Kurullarda görev yapmaya başladıktan sonra eve geçmek istiyor"
Peki, ‘Neden reddediyor?’ diye sordum. ‘Çünkü statü istiyor.’ dedi. ‘Peki ama Abdullah Öcalan'ın o çerçeve yasayla belirlenen kurullarda görev alacağı zaten netleşti.’ dedim. ‘Evet, ama onun hayata geçmesini bekliyor. Kurullar oluşturulup çalışmaya başladıktan ve kendisi de o kurullarda görev yapmaya başladıktan sonra o eve geçmek istiyor.’ dedi.
Açıkçası bu çok çarpıcı bir bilgi. Bunun Sayın Bahçeli'ye kamuoyuyla paylaşılıp paylaşılamayacağını, on the record konuşup konuşmadığımızı sordum. O da ‘Takdir sizindir, benim açımdan bir sakınca yoktur, paylaşabilirsiniz.’ dediği için burada paylaşmakta açıkçası bir beis görmüyorum. Aksine, çok da önemli bir gelişme olarak değerlendiriyorum bu paylaşımı.
Alçı: Öcalan konusu açıldığında genelde süreç enfekte olabiliyor
Tabii şöyle kendi notlarımı da ekleyeyim: Bu süreç çok hassas bir süreç. Başından itibaren bir gazeteci ve bir vatandaş olarak bu sürece verdiğim desteği beni takip edenler bilirler. Daha doğrusu, barış süreçlerini dünyanın farklı örnekleriyle mümkün mertebe takip etmeye çalışmış bir gazeteci olarak şunu görüyorum: Türkiye'deki bu artık kangren olmuş meselenin çözülmesi gerekir. Çoktan çözülmüş olması gerekirdi. 40 yıldan fazla sürede bu memleket hakikaten çok acılar çekti. Dolayısıyla bu süreç bize önemli bir fırsat sunuyor. Önceki çöken süreçlerden farklı olarak —ya da belki de onların bir devamı niteliğinde— ilerledi ve şimdiye kadar hiçbir şekilde gelinemeyen bir noktaya ulaşmayı başardı.
Şimdi, bu tip süreçleri özellikle Türkiye gibi ülkelerde yürütmek hiç kolay bir şey değildir. Özellikle iktidar açısından büyük bir risktir; çünkü işler ters gittiğinde faturası iktidara kesilir. O yüzden Abdullah Öcalan konusu açıldığında genelde süreç enfekte olabiliyor. Yani ben açıkçası bu bilgiyi paylaşırken bu endişemi de burada not olarak belirtmek isterim.
"Öcalan'ın sürecin içinde olması gerekiyor ki siyasallaşma süreci tamamlanabilsin"
Fakat şunu görmek gerekir: Bu meselenin çözümü için bir kere Abdullah Öcalan'ın sürecin içinde olması gerekiyor ki PKK tamamen tasfiye olurken, dağdan silahları indirip teslim ederken siyasallaşma süreci tamamlanabilsin. Kim nereden nasıl dönecek, nerede nasıl görev alacak vesaire; bunların en hâkim ismi ve örgüt içinde herkesin otorite olarak tanıdığı figür elbette ki Abdullah Öcalan. Dolayısıyla Abdullah Öcalan konusuna dair bir çözüm bulunması gerekiyor.
Gördüğüm kadarıyla Devlet Bey çok uzun zamandır bu konuya kafa yoruyor. Yani yalnızca Abdullah Öcalan meselesine değil; PKK sorununun çözümüne, Türkiye'deki Kürt meselesinin çözümüne dair çok derin analizler yaptığına ben dün bir kere daha şahit oldum. Kamuoyuna genelde sanki bir anda, 2023'ün Ekim'inde çıkmış bir şeymiş gibi yansıtıldı. Halbuki Devlet Bey uzun yıllardır bu konu üzerine çalışan bir siyasetçi.
Şunu görmek lazım: 2021 yılında aslında MHP bir anayasa taslağı hazırlamıştı. O taslağın net hâlini biz henüz bilmiyoruz ama zaman zaman tartışılmıştı. Mesela 2021'deki o taslak da aslında bugünlere projeksiyon yapan bir çalışmanın ürünü, benim anladığım kadarıyla. Ve şunu da bir kere daha görmüş oldum: Bu ‘terörsüz Türkiye’ süreci başladığından beri, sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Devlet Bahçeli arasında fikir ayrılığı varmış, Bahçeli aslında bu işe çok da gönüllü değilmiş gibi bir imaj çizilmeye çalışıldı. Böyle bir şey söz konusu değil. Yani iktidar cephesi, Cumhur İttifakı olarak bu konuda kararlı. Devlet Bahçeli de uzun süreçlerde yazıp çizmiş; dosyalarını da bana gösterdi hatta dün. Bu konu üzerine derinlemesine araştırma yapıp yıllarca doğru noktayı, doğru ivmeyi yakalamaya çalışmış anladığım kadarıyla. Ve şu anda konjonktürün de çok uygun olduğunu düşünüyor. Orta Doğu'da Türkiye'ye bakış açısı vesaire, bunlar var.
"Statü meselesinin netleşmesini, hayata geçmesini bekliyor"
Şimdi gelelim Devlet Bahçeli'nin verdiği bilginin detayına: Abdullah Öcalan'la İmralı'da yapılan ev... Sayın Bahçeli benimle bunu paylaştı. Önünde bir bahçesi var, ev standartlarına sahip bir yapı inşa edildi ve tamamlandı. Abdullah Öcalan istediği zaman oraya geçebilir; fakat statü meselesinin netleşmesini, hayata geçmesini beklediği için eve girmeyi reddediyor.
Şimdi bu bilginin üzerine ben biraz devlet çevrelerini de yokladım. Orada nasıl bilgiler var? Cezaevindeki bu yapıyla ilgili başka neler öğrenebilirim diye baktığımda şu bilgileri sizinle paylaşabilirim: Bunları kaynak belirtmeden paylaşacağım ama meseleyi bilen isimlerle konuştuktan sonra öğrendiğim bilgiler diyebilirim.
"Alt kat çalışma alanı, çalışma odası, ofis gibi; üst kat ise yaşam alanı gibi tasarlanmış"
Sayın Bahçeli'nin bahsettiği ev; evet, önünde bir bahçe alanı olan, cezaevinin içindeki bir yapıda. Ama burası önemli: Etrafı duvarlarla çevrili bir alanın içinde bir bahçe var ve bahçenin de etrafı öğrendiğim kadarıyla duvarlarla kaplı. Bahçenin bir kısmı toprak, bir kısmı beton. Toprak kısım ekim dikim yapmak isterse diye, beton kısım da belki spor yapmak isterse diye düşünülmüş anladığım kadarıyla. İçeride iki katlı bir yapı var: Alt kat çalışma alanı, çalışma odası, ofis gibi; üst kat ise yaşam alanı gibi tasarlanmış.
Fakat benim ekstra öğrendiğim şu: Abdullah Öcalan'ın birtakım talepleri var. Şimdi diyor ki: ‘Yaşım belli bir noktaya geldi. Ben bu evde tek başıma yapamam. Çekip çeviremem, yalnız da olmak istemiyorum.’ Dediğine göre yakın çevresinden, akrabalarından birkaç kişinin kendisine refakat etmesini istemiş. Hatta bir akrabanın kim olduğunu öğrenemedim ama bu konuda bir akraba için başvuru yapıldığını duydum. Bu da bana gelen bilgiler arasında.
Bir de Abdullah Öcalan şunu istiyor; diyor ki: ‘Bu kurul oluşturulduktan sonra benim bu işi daha kolay yürütebilmem için bir de alt kurul oluşturulması lazım.’ Peki bu alt kurul kimlerden oluşacak? Çok netleşmiş bir şey yok ortada anladığım kadarıyla. Fakat Öcalan'ın kafasındaki —benim farklı isimlerle konuşmalarımdan çıkardığım kadarıyla— Kürt hareketinin içindeki farklı kesimlerden; mesela DEM Parti'nin içinden, belki bir iki Avrupa'dan, kadın hareketinden isimlerle bir sekreterya oluşturmak.