Günün Haberleri   |   Giriş sayfam yap   |   Favorilere ekle   |   Künye   |   İletişim   |   Sitene haber ekle


 
DOLAR
13,6495
EURO
15,2300
IMKB
1,998
ALTIN
787,920
 
Hava Durumu ANKARA
-14 / -4 C°
Değiştir
 
     
 
Medya Spot Google
 
 
 Ana Sayfa  Gündem   Ekonomi   Dünya   Yaşam   Medya   Spor   Magazin   Polis Adliye 
 
Doğru Parti'den Krize Çözüm ve Öneriler
Doğru Parti den Krize Çözüm ve Öneriler
 
Doğru Parti Genel Başkanı Rifat Serdaroğlu ve Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Meriç Köyatası,İstanbul’da düzenledikleri basın toplantısıi le DOĞRU Parti’nin ekonomi programını anlattı.
 
13.10.2021 - 13:47


Toplantının açılışında konuşan Genel Başkan Rıfat Serdaroğlu, denetim mekanizmalarını sağlılı ilemesinin şart olduğunu belirterek, "Meclis denetiminin yanı sıra yargı denetimi ve özellikle Sayıştay Denetimi de güçlendirilmelidir.Demokrasilerin sağlıklı işleyebilmesinin en önemli şartlarından biriside,toplumun özgürce kanaatinin oluşmasını sağlamaktır"diye konuştu.Düşünce özgürlüğü,ifade özgürlüğü ve bu özgürlüklerin anlamlı olabilmesi için,özgür ve bağımsız basının önemine dkkat çeken Serdaroğlu, basının özgür ve yaygın şekilde kanaat oluşumunu sağlaması ve denetim mekanizması olarak görev yapması gerektiğini vurguladı

Yaşanan,ekonomik ve siyasal çöküşten çıkmak içintek başına ekonomik reçeteler yeterli olmadığını İfade Eden Doğru Parti Genel Başkanı Rıfat serdaroğlu, "Peki devletin yeniden yapılandırılmasıyla birlikte eşanlı olarak ekonomi deneler yapılmalı? Biz neler yapacağız,neler öneriyoruz: Bugün, bu konuları ve Partimizin
Yol Haritasını sizlerle paylaşmak istiyoruz"dedi

Ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Meriç Köyatası da konuşmasında Türk ekonomisi, iktidarın hatalı politikaları nedeniyle borç batağına saplanmış, büyümeye çalıştıkça fakirleşen, içeride küçük bir azınlık, dışarıda da finans kapital tarafından sömürülen hastalıklı bir yapıda olduğunu belirtti

Meriç Köyatası'nın açıklamaları Şöyle

"Ekonominin fotoğrafını doğru çekmeliyiz ki, doğru politikalar geliştirelim, doğru reçeteler uygulayalım.Çok kısaca özetlersek...
Bugün Türk ekonomisi, iktidarın hatalı politikaları nedeniyle borç batağına saplanmış, büyümeye çalıştıkça fakirleşen, içeride küçük bir azınlık, dışarıda da finans kapital tarafından sömürülen hastalıklı bir yapıda…
Enflasyon kalıcı ve yapışkan hale geldi. Devletin açıkladığı enflasyon ile bilim insanlarının açıkladığı enflasyon arasında iki kattan fazla fark var. Devlet yüzde 19 diye açıklıyor, bilim insanları yüzde 44… Özellikle gıda maddeleri ile fiyatını devletin belirlediği elektrik, doğal gaz akaryakıt gibi enerji fiyatlarındaki artışlar yangını körüklüyor.
Geniş anlamda işsizlik oranı yüzde 28-30, gençlerde ise yüzde 35 seviyesinde.
İşsizliğin bu kadar yaygın, enflasyonun bu kadar yüksek olduğu bir ekonomide, toplumun büyük bir kesiminde yoksulluk hüküm sürüyor. Önümüzdeki günlerde bu açlık sorununa bir de ısınma sorunu eklenecek. Mutfakta yangın sürerken evlerde donma tehlikesi baş gösteriyor.
Devlet bütçesi halka hizmet bütçesi olmak yerine sarayın şatafat bütçesi ile iktidar yandaşlarını zengin etme bütçesi haline dönüşmüş durumda. Üstelik bunu yaparken de sürekli açık veriyor ve borçlanıyor. Sadece bugünü değil yap işlet devret modeli hastane, otoyol, köprü, hava limanı gibi projelerle gençleri ve daha doğmamış çocukları bile 25 yıllık bir borç batağının içine sokuyor.

 


AKP iktidarı, ekonomide öylesine bir yapısal bozukluğa ve zehirlenmeye gitti ki, ekonomi bırakın büyümeyi, günlük işleyişini sağlayabilmek için bile yeniden kriz üretiyor, borç batağına saplanıyor.
Bazı kesimler AKP’nin ilk dönemi ile Babacan dönemini övüyor. Hani “adamlar çalıyor ama çalışıyorlar” denilen dönem. O dönem esasında Türk ekonomisinin zehirlendiği, büyük yapısal bozulmaya uğradığı bir dönemdir.
Çünkü o dönem dünyadaki büyük para bolluğuna rağmen, Türkiye’ye oluk oluk yabancı sermaye akarken, AKP yönetimi yüksek reel faizle sıcak para politikası izledi, döviz fiyatının hatalı oluşmasına neden oldu. O döneme ait Merkez Bankası Efektif Döviz Kuru Endeksine baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. Döviz fiyatı hatalı oluşunca da zaten her şey hatalı ve eğri büğrü oluyor. Bunun sonucunda da başta tarım ürünleri olmak üzere imalat sanayi ve ara girdi sektörlerinde üretim yapan tüm kesimler rekabet gücünü yitirdi. Çiftçi tarım üretiminden vaz geçti. Piyasa o dönemde ucuz olan döviz fiyatlarıyla ithal tarım ürünlerine boğuldu. Tarım sektörü çökertildi. Aynı şey imalat sanayi, özellikle ara girdi üreten imalat sanayiinde de yaşandı. Ucuz dövizle ithal edilen mallar piyasaya egemen oldu. Sanayici ihracattan vazgeçti, iş adamları inşaata ve ithalata yöneldi. Dünyada döviz bol ve ucuzken AKP yöneticileri ve yandaşları Ağustos böceği misali ekonomi iyi gidiyor diye cır cır öttü. Ne zaman 2008 krizi patlak verdi, döviz bolluğu sona erdi, sıkıntılar görülmeye başlandı. Üstüne bir de hukukun rafa kaldırıldığı tek adam rejimi girince işler iyice sarpa sardı.
O dönem adına hormonlu büyüme dediğimiz ekonomik yapı, hormonu yiye yiye bugün artık zehirli bir yapıya dönüştü. Ekonomik faaliyette bulunmak için daha fazla ithalat yapmak zorunda kalıyoruz ve bunun sonucunda daha fazla dış borç arayışına giriyoruz. Türk ekonomisi uyuşturucu bağımlısı bir insan gibi, dış borç bağımlısı hale geldi. Ekonomide faaliyet gösterdikçe, hatta kâğıt üstünde büyüdükçe, ülke borç batağına saplandı ve fakirleşmeye başladı. Yeni iş alanları açamaz hale geldi. Böyle bir hastalıkla yapıda içeride küçük bir azınlığın serveti

artıyor; çiftçi, emeği ile başkalarının yanında çalışanlar, esnaf ve emekliler ile bu kesimlerin aileleri, kısaca orta ve alt gelir grubundaki insanlar daha da fakirleşiyor, içeriden dış dünyaya kaynak aktarılıyor. Sefalet öyle bir hale geldi ki, eve ekmek götüremeyen insanlar çöpten yiyecek topluyor.
Enflasyon ve işsizlik vatandaşı canından bezdirdi. Eğitim sistemindeki dindar ve kindar nesil parolası ile birlikte, tarımda ve sanayide hem işgücünde hem de sermayede faktör verimliliği giderek düşüyor. Birkaç küçük örnek dışında yüksek katma değerli üretim yapılamıyor.
Özetle, Türk ekonomisi, dünyada likiditenin (paranın) bol olduğu AKP’nin ilk yıllarında ağır ve vahşi bir sömürü mekanizmasına kurban edildi. Ve bu mekanizma bütün ağırlığı ve hızıyla Türk toplumunu sömürmeye devam ediyor.
NE YAPMALIYIZ? DOĞRU PARTİ NELER YAPACAK?
Köklü bir eğitim reformu yapmadan, köklü bir yargı reformu yapmadan, devlette kuvvetler ayrılığı ilkesini yeniden kurmadan alınacak hiçbir teknik tedbir, ekonomide düzey çıkmayı ve refaha ulaşmayı sağlayamaz.
Birçok ekonomistin üzerinde fikir birliğine vardığı gibi, devletin yeniden yapılanmasına başladığınızda, Türkiye’nin dünya piyasalarındaki riskleri bir anda ciddi şekilde düşer. Bugün 400 seviyesinde olan ülkenin risk primi (CDS) kendiliğinden yarı yarıya azalır. Bugün dünyada ülkeler eksi faiz ile ya da yüzde 0.25’lerle borçlanırken, Türkiye utanç verici bir şekilde dolara yüzde 6.5 faizle borçlanıyor. Bu rakam bile tek başına ekonomimizin ve devletimizin ne kadar itibarsız olduğunun göstergesi. Sırf iktidar değişikliği ve hukukun üstünlüğünün sağlanacağı söylemi bile, Türkiye’nin mevcut dış borçlarının çevrilmesini rahatlatacak, faiz yükünün hafiflemesini sağlayacaktır.
Krizleri aşmak için IMF’nin mevcut Ortodoks iktisat politikaları yeterli değil. Köklü bir yapısal değişime ihtiyacımız var.

 

Devletçilik ile piyasayı birleştiren karma ekonomik model temel tercihimiz. Kalkınmacı bir planlama anlayışı ile insanı önceleyen güçlü sosyal devlet politikalarını benimseyen, çevreye ve gezegene saygılı ekonomi politikalarını hayata geçirmek için çalışacağız. Ekonomi dahil tüm alanlarda, şeffaf, denetlenebilir, hesap veren ve toplumun tüm kesimlerinin katılımını sağlayan kapsayıcı politikalar temel ilkemiz olacak.
Türkiye’de bütçe, saraya ve yandaş müteahhitlere harcanıyor. Bu talan düzenini kestiğiniz takdirde zaten ilk fırsatta nefes almaya başlıyorsunuz. Günlük piyasa göstergelerinde stresi azaltıyorsunuz.
Bizim ekonomide yapısal dönüşüm için, kalkınma, sağlanan refah artışı ve zenginleşmenin hakça, adil paylaşımı ve bölüşümü için, insan mutluluğu için önerdiğimiz Yol Haritası kısaca özetlemeye çalışacağım. Detaylarını, diğer konulardaki görüşlerimizi, sizlere dağıttığımız Yol Haritasında bulabilirsiniz.
Başlıklar itibarı ile ekonomide yapısal dönüşüm ve kalkınma politikamızın dört temel ayağı var.
Birincisi eğitim. İkincisi tarımda, sanayide ve kentleşmede planlama, üçüncüsü sosyal devlet ve vergi, dördüncüsü özelleştirme-kamulaştırma, hesap sorma ve şeffaf ekonomi modelini oluşturma…Ekonomi ve kentleşme politikalarında çevre koruma, en önemli karar unsurlarından biri olacak.
KALKINMA VE EKONOMİ POLİTİKASININ BİRİNCİ AYAĞI: EĞİTİM
En önemli ekonomik varlığımız genç nüfusumuz ve insan gücüdür. Ezberden ve kindarlıktan uzak, analitik düşünmeyi öğreten köklü bir eğitim reformu bizim kalkınma politikalarımızın birinci ayağını oluşturuyor. Başta teknoloji olmak üzere her alanda dışa bağımlılıktan kurtulup kendi teknolojisini, kendi sanayisini geliştirip üretecek eğitim reformu en önemli önceliklerimiz…

Tarım, sanayi ve hizmetler sektörlerinde yaşadığımız işgücü ve sermaye verimsizliğini ortadan kaldırmanın temel şartı iyi eğitim. Teknolojideki gelişmelere, sanayi 5.0’a, yapay zekaya, nesnelerin internetine, bilgi-veri madenciliğine her alanda hazır olmalıyız.
Eğitimde öğretmen kalitesi büyük önem taşıyor. Öğretmenlik mesleğini cumhuriyetin ilk yıllarındaki gibi en özendirici meslek arasına sokacağız. Mevcut öğretmenlerimizin yeterlilik seviyesini ek kurslar yoluyla yükselteceğiz. Öğretmenlik yüksek eğitimi veren kurumlara girişin, lise mezunları arasındaki ilk yüzde 10 tarafından tercih edilmesini sağlayacağız. Bunun için öğretmenlerin maaşları ile milletvekili maaşlarını eşitleyeceğiz.
Sizlere dağıttığımız Yol Haritasında eğitimle ilgili politikalarımız detaylı bir şekilde yer alıyor. Umarım, bir başka toplantıda sadece eğitim-ekonomi-kentsel ve toplumsal yapı üzerine detaylı bir sohbet yaparız.
KALKINMA VE EKONOMİ POLİTİKASININ İKİNCİ AYAĞI: PLANLAMA
Bizim uygulayacağımız ekonomik model, devletin, özel sektörün ve tarımda kooperatiflerin birlikte yer aldığı karma ekonomik model. Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923’te önerdiği bu model, 2008 ekonomik krizi ve pandemi nedeniyle bugün dünyada kamuculuk ve kamu müdahalesi gerekliliği adı altında taraftar toplamaya başladı.
Devlet Planlama Teşkilatını özerk bir yapıda yeniden kuracağız. Tarımdan sanayiye, yerelden genele kalkınmacı bir planlama anlayışı ile piyasa dinamiklerini birleştiren bir sistem oluşturuyoruz. Tarımda, sanayide, yerel kalkınma ve kentleşme politikalarında planlama ve teşvikler birlikte uygulanacak.

 

 

TARIMDA PLANLAMA: TOPRAK REFORMU VE YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLERİ
Detaylı tarım ve tarıma dayalı kalkınma modeli hazırladık. Çiftçilerin borçlarını sileceğiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün ömrü vefa etmediği için tamamlayamadığı toprak reformunu günümüz koşullarına göre hayata geçireceğiz. Hazine arazilerini ücretsiz olarak çiftçilerimize ve büyük kentlerden kırsala göçmek isteyen ailelere tahsis edeceğiz.
Yeni Kuşak Köy Enstitülerini günümüz koşullarında yeniden kuracağız ve her köye standart öğretmenlerin yanı sıra, Köy Enstitülü öğretmen, bir ziraat mühendisi ve bir veteriner atayacağız. Bu hamle ile hem kırsal kesimde yarım kalan Mustafa Kemal Atatürk’ün Aydınlanma Devrimlerini sürdürmeyi, hem de tarımda verimlilik artışını hedefliyoruz.
Tarımda planlama ve kooperatifleşmeyi sağlayacağız. Planlanan tarım üretimi sayesinde çiftçiye kar edeceği alım garantisi vereceğiz, hiçbir çiftçinin ürünü elinde kalmayacak. Tarım alanları, meralar, su kaynakları, orman varlığı korunacak. Bu alanlara verilen tüm madencilik ruhsatları iptal edilecek. Ülkemizin iklim şartları ve su alanlarına göre tarım ve hayvancılık haritası çıkarılacak, buna göre üretim planlaması yapılacak. Bu plan dahilinde, tohum, gübre, zirai ilaç, yem, damızlık hayvan gibi destekler sağlayacağız.
Tarım kooperatifleri ile yerel yönetimlerin kentlerde satış mağazası kurması yerine, mahalle bakkalı ve manavını, esnafı gözetip kollayan geniş bir tedarik zinciri kurulmasını teşvik edeceğiz. Bunu kentlerdeki gıda fiyatları artışını önleyecek en önemli girişimlerden biri olarak görüyoruz.
Her ilde, kooperatifler, yerel yönetimler, üniversite ve bakanlığın katılımıyla Atatürk Orman Çiftliği modeli ile Ar-Ge üretim çiftlikleri kuracağız, öğrencilerin bu çiftliklerde çalışmasını sağlayacağız.



Arkadaşına Gönder   Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
  Toplam yorum 0   Onay bekleyen 0  


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

  Bu kategorideki diğer haberler


Gelecek Partisi’nde Peş Peşe İstifalar

"İlk Sandıkta Bu Ucube Sistemi Gidecek"

KKTC'de Hükümet İstifa Etti
»  Soylu: Siyasi Cinayet İstihbaratı Yok
»  Siyasi Cinayetler İddiasına Soruşturma
»  Arap Dünyası Esad ile Flörtte
»  Meclis Kürsüsünde Flaş İddia
»  İmamoğlu'ndan Tügva Çıkışı
»  Bakan Koca: 53 İl Hızlı Hareket Etmeli
»  "Adam Hayal Aleminde Geziyor"
»  Ekonomide Yeni Kriz Kapıda
»  Zam Beklentisi Sürüyor
»  Kılıçdaroğlu’ndan Başsağlığı Telefonu
»  Milletvekili İsmet Uçma HayatınıKaybetti
»  Çakıcı'ya Kılıçdaroğlu Cezası
»   Berat Albayrak Kitap Yazıyor
»  İşsizlik Ağustosta Yüzde 12.1'e Yükseldi
»  7 ilde FETÖ Operasyonu
»  İşsizliğe 'Part-Time Çalışma' Formulü!
»  "Yurt Sorunu Diye Bir Şey Yok"
»  Özel Harekat Polislerine Hain Tuzak
»  Koray Aydın'dan Flaş İddia
»  İtalya'da Sokaklar Karıştı
»  Babacan: Enlasyonu Düşüremeyecekler
 
  ÇOK OKUNANLAR
  YAZARLAR

 
EMİN VAROL
 
Kim Daha imanl??

 
Ercan Deva
 
Hatalar Zinciri ve Ortak Akıl

 
MURAT ŞAHİN
 
Mesleğin Yüz Karası Gazeteciler

 
Cahit Saraçoğlu
 
100 Milyar Liralık Destek Alacaklar
  ÇOK YORUMLANANLAR
  ANKET
Ekrem İmamoğlu CHP Genel Başkanı Olmalı mı?
Evet
Hayır
İlgilenmiyorum
 Sonuçları göster   
 
 
RSS

Add to Google
Medya Spot'ta yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz.  Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Medya Spot sorumlu tutulamaz.