![]() |
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu'ndaki çerçeve yasa teklifi görüşmelerinde konuştu. Çerçeve yasa hakkında, "Bu yasaya ‘hayır’ deme hakkına en çok biz sahibiz" diyen Özel, " Ama bu hakkı milletin barış hakkının önüne koymayan da bizleriz. Komisyonda masadan kalkmadık. Çünkü o masa Erdoğan’ın masası değildir, o masa milletin barış umutlarının masasıdır" ifadelerini kullandı. Konuşmasında iktidara eleştirilerde bulunan Özel, "Adalet ve Kalkınma Partisi şimdi de maalesef barışı isteyen samimi bir tarafta durduğunu gösterememektedir. Barıştan nemalanmak isteyen taraftadır. Bize yapılan saldırılar da bu hesaptan bağımsız değildir. Erdoğan barış umutlarını yine heba etmek isteyen taraftadır, mecbur kaldığı için barıştan yanaymış gibi yapan taraftadır. YENİ Parti ise ona bu fırsatı vermeyen taraftadır" diye konuştu. Türkiye’nin geleceğinin önünü açacak bir sorumluluğu üstlendiğini belirten Özgür Özel, "Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içerisinde bu yasaya ‘evet’ diyeceğiz" dedi. Özel, "Milletvekillerimiz de seçildikleri illerinde millet ne diyorsa ona göre karar verecek, ona göre oy kullanacaktır. Bu ifadeyle YENİ Parti Grubunu kararında serbest bırakıyor değilim. Aksine kendi il, bölge, temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak onlara milletin vekili olma sorumluluğu ile baş başa bırakıyorum" ifadelerini kullandı. Özgür Özel'in açıklamaları şöyle: "Kürt meselesi yalnızca bir terör meselesi değildir. Yalnızca bir güvenlik meselesi değildir. Yalnızca bir örgütün silah bırakması meselesi hiç değildir. Eşit yurttaşlık, hukukun üstünlüğü, demokratik temsil, özgür siyaset ve birlikte yaşama meselesidir. Herkesin kendi kimliğiyle, diliyle, kültürüyle ve inancıyla kendisini bu ülkenin eşit yurttaşı hissedebilmesi meselesidir. Biz Cumhuriyet'i kuran, milli egemenliğini tesis eden ve Türkiye’yi çok partili demokrasiye taşıyan siyasal mirasın sahipleriyiz. Cumhuriyetimiz, üniter devlet yapımız, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğü kırmızı çizgimizdir. Biz Kürt meselesinin demokratik çözümünü bu ilkelerin karşısında değil; onların güvencesi olarak görüyoruz. Çünkü toplumsal barışın sağlanmasını üniter devletin alternatifi olarak değil; tam tersine en güçlü dayanağı ve güvencesi olarak görüyoruz. Yurttaşlarımızın adalete, devlete ve Cumhuriyet'e bağlılığı korkuyla değil; eşitlikle, özgürlükle ve aidiyet duygusuyla güçlenir. Korku üzerine devlet inşa edilmez. Devlet özgüven üzerinde ayakta sağlam durur. Yurttaşlarını baskıyla yöneten iktidarlar devletlerini güçlendirmezler. Toplumu kutuplaştırırlar, aidiyeti zayıflatırlar ve bölünme riskini büyütürler. Cumhuriyet'i kurmak ve çok partili demokrasiye geçirmek de üniter yapımızı zayıflatmamış, aksine güçlendirmiştir. Kürt meselesinin demokratik çözümü de Cumhuriyetimizi, devletimizi ve ulusal bütünlüğümüzü güçlendirecektir. "BU MESELE SİYASETLE ÇÖZÜLMELİDİR" AK Parti ve diğer partilerle birlikte bazen aynı salonda buluştuk, bazen ayrıştık ama meselenin kendisinden hiçbir zaman kopmadık, yapıcı katkımızı hiçbir zaman esirgemedik. Ülkenin hayrına olmayan hiçbir işin altına imza atmadık. Komisyon raporuna katkı verdik, imzamızı koyduk. Sürecin başında durumumuzu şöyle özetlemiştik. ‘Destekleyeceğiz, katkı sunacağı ve denetleyeceğiz.’ Her aşamasında yapıcı olmaya gayret gösterdiğimiz bu süreçte, başta ortaya koyduğumuz ilkelerden hiç sapmadık. Çünkü bizim tutumumuz günlük değil, tarihseldir; konjonktürel değil, ilkeseldir. Siyaset ilkeyle yapılır. Biz işine gelince ‘çözüm’, işine gelmeyince ‘terörist’ diyen, bir süreci önce masaya koyup sonra buzdolabına kaldıran, Dolmabahçe’de görüştükleri rahmetli Sırrı Süreyya Önder‘i hapse atıp sonra arkasından timsah gözyaşı dökenlerden hiç olmadık. "SİYASİ İKTİDAR SÜRECİ BÜYÜK BİR ÖZENSİZLİKLE YÖNETTİ" "ÖFKEMİZİ MİLLETİN GELECEĞİNİN ÖNÜNE KOYMADIK" Bu yasaya ‘hayır’ deme hakkına en çok biz sahibiz. Ama bu hakkı milletin barış hakkının önüne koymayan da bizleriz. Komisyonda masadan kalkmadık. Çünkü o masa Erdoğan’ın masası değildir, o masa milletin barış umutlarının masasıdır. Türkiye’nin hak ettiği kalkınma umudunun masasıdır. Türkiye’de yaşayan etnik kökeni ne olursa olsun bütün gençlerin iyi bir gelecek umudunun masasıdır. Öfkemizi milletin geleceğinin önüne koymadık, koymayacağız. "CAN ATALAY İÇİN ADIM, DEMİRTAŞ İÇİN AÇIK HUKUK YOK" "İKTİDARIN SAMİMİYETİNE GÜVENMİYORUZ" "KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZ NETTİR" "BEN VE YÖNETİCİ ARKADAŞLARIM 'EVET' DİYECEĞİZ" Bununla birlikte bunu bütün vatandaşlarımıza ilan ederim ki; YENİ Partimizi millet kurmuştur. Partimizin adını millet koymuştur. Partiyi büyüten de güçlendiren de milletimizdir. Bu sebeple milletvekillerimiz de seçildikleri illerinde millet ne diyorsa ona göre karar verecek, ona göre oy kullanacaktır. Bu ifadeyle YENİ Parti Grubunu kararında serbest bırakıyor değilim. Aksine kendi il, bölge, temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak onlara milletin vekili olma sorumluluğu ile baş başa bırakıyorum. Hiçbir YENİ Parti milletvekili üyesinin ve milletinin sesini duymadan davranmayacak. YENİ Parti’nin yeni nesil siyasetinin gereği budur. Biliyoruz ki; barış, demokrasi ve adalet bu ülkenin ilacı olacak. Bu ilaç birimize değil hepimize şifa olacak. Kendimize güveneceğiz, insanımıza güveneceğiz, mücadelemize güveneceğiz ve ortak geleceğimizi hep birlikte kuracağız. Herkesin buna inanmasını ve güvenmesini arzu ediyorum."
Bu soruna hiçbir zaman seçim takvimine bakarak yaklaşmadık. Anketlere göre konuşmadık. Konjonktür değişince söz ve tavır değiştirmedik. İşine geldiğinde ‘Çözüm’ diyen, işine gelmediğinde bütün Kürtleri terörist ilan edenlerden olmadık. Tarihsel tutarlılık içinde hep aynı yerde, hep doğru yerde durduk. Dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Bu mesele şiddetle değil, siyasetle çözülmelidir. Gizli pazarlıklarla değil; milletin gözü önünde, milletin rızasıyla çözülmelidir. Bir kişinin iradesiyle değil Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin demokratik meşruiyeti ile çözülmelidir. Herkesin kaygısını gören, acısını da umudunu da yüreğinde taşıyan bir büyük toplumsal mutabakatla çözülmelidir. Yıllarca biz bunu savunduk. ‘Bu meselenin çözüm adresi Meclis’tir’ dedik. Komisyon kurulmasını yıllarca önerdik. Komisyon kurulduğunda katılım gösterdik. Tüm tahriklere, bütün sabotajlara rağmen masada kaldık.
Siyasi iktidar bu süreci maalesef büyük bir özensizlikle yönetmiştir. Müzakereleri kapalı kapılar ardında yürütmüştür. Bu toplumsal meseleyi ikili müzakere ortamına sıkıştırmıştır. Toplumsal mutabakat fırsatını kendi eliyle heba etmiştir. Bizi, muhalefeti dışarıda bırakmak için elinden geleni hatta akla gelmeyenleri yapmıştır. Komisyonda oluşan ortak iradeye rağmen özel görüşmeler, özel takvimler, özel siyasi hesaplara sıkıştırılmaya çalışılan bir süreç yürütülmüştür. ‘Üç kişinin bildiği metin’ diye bir metin kutsanıp Meclis’ten gizlenmiş, Adalet ve Kalkınma Partili vekillerden dahi gizlenmiş, bir telaş ve bir panikle son sürece girilmiştir. Komisyonda itiraz eden, soru soran, eleştirilerini dile getiren milletvekillerinin üzerine yürümeye kadar iş vardırılmış; yani bir süreç yönetmek, bir devlet yönetimi anlayışı göstermek yerine farklı bir telaş, farklı bir panik, bilinmeyen bir ruh hali bütün Meclis’in, bütün milletin gözü önünde yaşanmıştır. Barış, hukuk milletin gözünden kaçırılarak yazılamaz. Toplumsal uzlaşma, yangından mal kaçırır gibi kurulamaz. Millet sonunda kendisine bilgi verilecek bir sürecin seyircisi değildir. Millet bu ülkenin sahibidir, ta kendisidir.
‘Bu teklife hayır deme hakkı en çok olan siyasi parti kimdir?’ diye millete, sokağa sorduğunuzda hiç şüphe yok ki cevap bugün karşınızda bulunan YENİ Parti grubudur. Çünkü süreç devam ederken en ağır saldırılara uğrayan bizleriz. Cumhurbaşkanı adayı tutuklanan, yol arkadaşları hapsedilen, partisine yargı eliyle butlan atanan biziz. Öyle saldırılara maruz kaldık ve kalıyoruz ki en temel insan haklarının ihlal edildiği, masumiyet karinesinin yok sayıldığı bir düşman hukukuna muhatabız. Sahte delillerle, kanıtlanmamış iddialarla, gizli tanık ifadeleriyle tarihe utanç olarak geçecek bir süreci yaşıyoruz. Yerel seçimleri kaybettiği için siyasi rekabeti rafa kaldıranların aileleri, eşlere, evlatlara zulmeden bir darbeci anlayışına muhatap olan bizleriz. Günlerdir bu teklife ‘hayır’ dememiz için binlerce öneri, eleştiri, hatta tepki alan bizleriz. Ama hepinize şunu hatırlatıyorum. Yarın bu ülkeyi yönetecek olan da biziz ve bu millete olan bağlılığımızla, bu ülkeye olan sevgimizle, toplumsal barışa olan inancımızla sorumluluk alan da biziz. Kolaya kaçmayan, devlet ciddiyetiyle karar veren; bu ülkenin 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl sonrasını düşünme sorumluluğunu yüreğinde hisseden de bizleriz.
‘Önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorunlu’ demiştim. Bu kanun teklifinde hepimizin altına imza attığı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun sadece altıncı maddesi var. O kısmı da sorunlu, özensiz, problemli, kapsamı tartışmalı, uygulaması, yetkilendirmesi tartışmalı bir şekilde hayata geçirilmiş. Uzun tutukluluklara, gizli tanık düzenine, siyasallaşmış yargıya karşı tek bir demokratik adım yok. Hatay’ın seçilmiş milletvekili Can Atalay için bir adım yok, bir adım atmaya da görünen vakitli bir niyet yok. Selahattin Demirtaş için açık bir hukuk yok. Örtülü, keyfiyete kalmış bir muğlaklık var ve bunun tarifinde maharet gösteren bir takım iktidar aktörleri var. Siyasi rakipleri, gazetecileri, akademisyenleri ve seçilmiş belediye başkanlarını cezaevinde tutan düzene ilişkin bir değişiklik yok. Burada komisyonun iradesini hiçe sayan, meseleyi yüzeysel ele alan, özensiz bir metin var. Burada yargının bütün yetkisini yürütmeye devreden bir yetki var. Yasamanın üstlenmesi gereken sorumlulukları yürütmeye veren, istismara açık yetkiler düzenleyen bir metin var.
Sayın Erdoğan bugün siyasi rakiplerini yargıla bertaraf etmeyi göze alan, tek kaygısı kendi koltuğu olan bir noktadadır. Adalet ve Kalkınma Partisi şimdi de maalesef barışı isteyen samimi bir tarafta durduğunu gösterememektedir. Barıştan nemalanmak isteyen taraftadır. Bize yapılan saldırılar da bu hesaptan bağımsız değildir. Erdoğan barış umutlarını yine heba etmek isteyen taraftadır, mecbur kaldığı için barıştan yanaymış gibi yapan taraftadır. YENİ Parti ise ona bu fırsatı vermeyen taraftadır. Biz böyle bir iktidarın samimiyetine güvenmiyoruz, geçmişine güvenmiyoruz, bugünkü niyetine güvenmiyoruz, gelecekte vereceği sözlere de peşinen güvenmiyoruz. Biz kendimize ve milletimize güveniyoruz. Biz rüzgâra göre şekil değiştirenler değiliz. Biz doğru bildiğini ne pahasına olursa olsun savunan ve ilkelerine sahip çıkanlarız.
Kırmızı çizgilerimiz nettir. Atatürk, Lozan Antlaşması, devletin birliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğü ile anayasanın güvence altına aldığı Cumhuriyet’in temel nitelikleri. Bunlar tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz, buna asla izin vermeyiz.
Bu anlayışla; iktidara değil ama milletimize güvenerek, bu metni değil ama partimizin duruşuna ve milletvekillerimizin göstereceği duruşa güvenerek, bu metne kefil olmadan ama barışın sorumluluğunu taşıyarak, iktidarın hesabına karşı durarak ama Türkiye’nin geleceğinin önünü açacak bir sorumluluğu üstleniyorum. Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içerisinde bu yasaya ‘evet’ diyeceğiz.