DOLAR
49,942
▲%0.07
EURO
55,764
▼%-0.26
ALTIN
6222,90
▼%-3.56
BIST-100
10760
▼%-3.64
Ankara hava durumu8/15°
FacebookXInstagramYouTube

SERMAYENİN TEMSİLİYET ARAYIŞLARI

Türkiye’de yıllardır liberal partilere yakın olan TÜSİAD çevresinde örgütlenen sermayenin yeni bir arayışa, daha doğrusu da ‘temsiliyet’ arayışına girdiğini görüyoruz. Çünkü, AKP’nin iktidarı ile birlikte TÜSİAD çevresinde örgütlü olan sermaye grubuna alternatif bir sermaye grubu olan MÜSİAD da kendisini ‘alternatif’ olarak gösterme gücüne kavuşmuş bulunuyor. Bu durum, hükümetle yakın çalışma görüntüsü içinde olsa da TÜSİAD’ı rahatsız ediyor. Durum böyle olunca da kendisinin ikinci plana itildiğini hisseden sermayedar grubu, kendilerine yakın oluşumlar yaratmaya dönük düğmeye bastı. Bu amaçla atılan ilk adım, TBMM’de ana muhalefet partisi olan CHP içinde yeni bir lider yaratmaydı. Mustafa Sarıgül’ün CHP Genel Başkanlığı’na aday olması bunun ilk örneği oldu. İstanbul sermayesi ile yakın ilişki içinde olan Sarıgül de ‘temsiliyet’ arayışında olan sermaye grubunun yanında yer aldı. Ancak, Deniz Baykal’ın parti içindeki gücünün hesabı iyi yapılmadığı için bu girişim ‘şimdilik’ başarısız oldu. MÜSİAD’ın gölgesinde kaldığını düşünen TÜSİAD, ikinci ve en riskli adımını iktidar partisine yönelik attı. Bu adımın özünde, ’83 ANAP ruhu’ yaratılması yatarken, AKP’ye alternatif yeniden hükümetlerin gözdesi olmak da yer alıyor. Bu amaçla, Erkan Mumcu süreci başlatıldı. Mumcu’nun ANAP’a geçeceği istifa ettiği gün belliydi. Ve hatta ANAP’ın başına geçeceği. Mesut Yılmaz’ın da bu konuda onay verdiğini biliyoruz. 2-3 Nisan 2005 tarihlerinde yapılacak Genel Kurul’da ‘demokrasi icabı’ Nevzat Kahveci adayların da olacağını biliyoruz. Ancak Mumcu’nun, Genel Başkan olarak çıkarılması hedefleniyor. Peki, 3 Kasım 2002 seçimleri ile büyük çoğunluklu iktidar olan AKP önümüzdeki dönemde kendisine alternatif parti yaratılmasına katkı sağlar mı? Bu sorumuzun yanıtını ‘evet’ olarak vereceğiz. Nedenine gelince, AKP bugüne kadar Türkiye’nin siyasi konularına ilişkin önemli çalışmalar yaptıysa da, ekonomiyle ilgili olarak 57’inci DSP-MHP-ANAP Hükümetinin programının dışına çıkamadı. Kemal Derviş’in ‘Güçlendirilmiş Ekonomiye Geçiş Programı’ adındaki programını 57’inci hükümet uygulamadan göçüp gitti. AKP’de bu programı hiçbir katkı yapmadan sürdürdü. Bugün gelinen noktaya baktığımızda ise bir tıkanıklık olduğunu görüyoruz. AKP’nin kendisinin hazırlamadığı bir programın sonuçlarını da bilmediği ortaya çıktı. Çünkü Hükümet, düşen dövizi, düşen enflasyonu başarılı çalışma olarak gösterirken, cari açıktaki patlamayı açıklayamıyor. Ekonomik Koordinasyon Kurulu toplantısına katılan ekonomi ile ilgili bakanlar toplantısında hiçbir somut kararın çıkmaması başka türlü açıklanamaz. Peki programın bundan sonraki kısmının şifresi de Kemal Derviş’te olabilir mi? Çünkü Derviş, programın temelinin Türkiye’ye yabancı sermayenin çekilmesi, dövizin kontrol altına alınması ve enflasyonun düşürülmesi olduğunu vurguluyordu. Derviş’in söyledikleri çıktı.