BAŞBAKAN’IN TAVRI “PARK GERİLİMİNİ” ARTIRACAK
Gezi Parkı ve bu parkla ilgili genç neslin başlattığı protestolar ülkenin bir numaralı konusu oldu.
Aslında bu olayı sadece Gezi Parkı gibi görmek, bu çerçevede yorumlamak son derece yanlış olur.
Siyasi iktidar, önce kadınların kürtajlarına sınırlama getirmeye kalktı. Aydın kadınlar ciddi biçimde tepki verdiler.
Eğitim sistemindeki 4+4+ 4 düzenlemesi ve ilkokula başlama yaşıyla ilgili uygulama da özgür düşünen insanları kızdırdı. Bu olayı Başbakan’ın nüfusun yaşlandığını öne sürerek “üç çocuk yapın” ısrarı izledi. Bu yaklaşım da haklı olarak insanların özel yaşamlarına bir müdahale olarak görüldü.
Alkol kullananların “ayyaş” diye tanımlanması ve adını vermeden Atatürk’e dil uzatılması giderek insanların kızgınlıklarını ateşledi.
İstanbul Boğazı’na yapılacak olan 3. Köprüye Yavuz Sultan Selim adının verileceğinin açıklanması, o Sultan’ın hilafetçi kimliği ve alevi vatandaşları katletmesini hatırlayanlar için soğuk duş etkisi yarattı.
Başbakan’ın Taksim’e Topçu Kışlası inşa edileceğini ve Gezi Parkı’ndaki ağaçların kökünden söküleceği haberi 18-30 yaş grubundaki gençlerin “yeter artık” tepkileriyle Parka yürümelerini başlattı.
Kısaca Topçu Kışlası hakkında geçmişten bir hatırlatma yapmakta yarar var. 31 Mart 1909’da İstanbul’da “Şeriat isteriz” sloganlarıyla başlayan gerici hareketin temel nüvelerinden biri Topçu Kışlasıydı. Bu olayı hatırlayanlar artık bıçağın kemiğe dayandığını gördükleri için büyük tepki gösterdiler.
Gezi Parkı ile başlayan olaylar, aslında dolan bir su bardağını taşıran son damlaydı. Bu konuyu iki-üç ağaç olarak okumak isteyenler tam bir yanılgı içindeydiler.
Olayların tırmanması sonucunda polisin genç protestoculara karşı öfkesini acımasız bir üslupla ortaya koyması çok sayıda insanın yaralanmasına yol açtı. Bu arada, iki genç, bir de polis yaşamını yitirdi. Bu ölümler yaşanan acıları katmerli hale getirdi. Tüm ailelerin acılarını içtenlikle paylaşıyorum.
Başbakan’ın yurt dışına gidişinden sonra önce Cumhurbaşkanı Gül, daha sonra da Başbakan Yardımcısı Arınç tansiyonu düşürmeye çaba harcadılar. Bir ölçüde de uzlaşma kültürünün gereği bazı olumlu adımlar atıldı.
Başbakan’ın dönüşü ile gerilim yeniden tırmanma sürecine girdi. Milyonlarca insanın “Özel yaşamına dokunma” mesajını Başbakan’ın görmediği ya da görmek istemediği ortaya çıktı. Onun, dediğim dedim, “Ben Başbakanın, ben ne dersem o olur” mantığı her zamanki gibi su yüzüne çıktı.
Rize’de protestocu gençlere karşı saldırı olması sadece münferit bir olay olarak görünmemelidir.
Protestocu gençlerle Başbakan’ın tavırlarına gözü kapalı destek veren gruplar karşı karşıya gelmişlerdir. Bu bana yıllar önce Türkiye’de yaşanan kardeş kavgalarını anımsatıyor. Bu gerilimin giderek tırmanmasından endişe duyuyorum.
Başbakan, uzlaşmacı bir tavır içine girmezse, Türkiye’de hiç kimsenin onaylamayacağı gerginlikler yaşanması kaçınılmaz olacak. Çünkü, Başbakan ne kadar kararlı görünüyorsa da, siyasetçilere ders veren gençlerin de ödün vermeye niyetleri yok gibi görünüyor. Olaylar şiddet boyutuna varırsa, bundan tüm ülke zarar görür. Bizden hatırlatması…
